2 dakika okundu
Tufan Taştan ve Sen Ben Lenin/Röportaj

Tufan Taştan’ın ilk uzun metraj filmi Sen Ben Lenin (2021), Lenin heykelinin Karadeniz kıyısına vurmasıyla başlayan sıra dışı hikâyesiyle kara mizah, polisiye ve politik taşlamayı bir araya getiriyor. Dünya prömiyerini 43. Moskova Uluslararası Film Festivali’nde yapan film, İstanbul Film Festivali Jüri Özel Ödülü, Ankara Film Festivali En İyi Senaryo, Adana Altın Koza Halk Jürisi En İyi Film gibi ödüllerin yanı sıra İzmir Film ve Müzik Festivali’nde En İyi Film seçilerek ulusal ve uluslararası alanda önemli başarılar kazandı.Karaburun Sanat Kampı kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, yönetmen Tufan Taştan ile filmin yapım süreci, politik göndermeleri, şiirselliği ve alegorik yapısı üzerine konuştuk.**Soru:** Filminizde Lenin heykelinden çok Ahmet Abi’nin hikayesinin öne çıktığını görüyoruz. Hem filminiz üzerinden hem de genel olarak şiir–sinema ilişkisi üzerine neler söylersiniz?**Tufan Taştan:** Evet doğru, biz filmi kurarken Lenin heykelinden çok Ahmet Abi’nin hikâyesi üzerine yoğunlaştık. “Mendilimde Kan Sesleri” şiiri bu film için yazılmamış olsa da o Ahmet Abi figürüyle bizim Ahmet Abi’nin akraba olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin birçok kasabasında balıkçı, berber, terzi ya da başka mesleklerden birçok devrimci “Ahmet Abi” var. Bizim kurduğumuz bağ da bu paralellik üzerineydi.




Şiiri bestelemek kolay olmadı. Zaten Edip Cansever’in şiirlerini bestelemek genelde zor oluyor. Barış Diri büyük emek harcadı bu konuda, çok uğraştı ama çok güzel de besteledi. Özellikle “Ahmet abi güzelim” kısmından yola çıkarak şarkıya bir form kazandırdı. Birçok makamı içerisinde saklayan, parçalara ayrılan, sürekli değişen ve bütünleşen bir yapı kurdu.

Yukarıda bahsettiğim gibi şiirdeki Ahmet Abi ile filmdeki Ahmet Abi arasında devrimci bir benzerlik var. Bu nedenle şarkıyı kullanmak istedik. Çünkü sinema diğer sanat dallarıyla bağ kurabilen bir alan. Edebiyatı, tiyatroyu, resmi, müziği, şiiri içine alabilmesi onun en güçlü yanı.
**Soru:** Film polisiyeymiş gibi görünüyor ama kişilerden çok Lenin heykeli üzerine mi kurulu?**Tufan Taştan:** Polislerin heykeli araması, kasabalıların ise onu saklaması bizim için değerliydi. Bu nedenle filmi “kara mizah polisiye” ya da “politik polisiye” olarak tanımlıyoruz. Heykelin çalınması ve bulunmaya çalışılması hikâyeye çatışma unsuru katıyor. Fakat asıl mesele Ahmet abinin hikayesi. Onu duygusal olarak yolca etmek isteyen kasabalıların hikâyesi. Polisler sadece soru soran taşıyıcı unsurlar. Hikâyeyi kuran ve anlatan kasabanın kendisi.
**Soru:** Kasabadan kaçmaya çalışan küçük Ümit karakteri polis tarafından geri getiriliyor. Bunu topluma yayıp düşünürsek, devletin insanları sıkıştırdığına dair bir metafor mu var?**Tufan Taştan:** Biz Ümit’in aksından hikayeye yaklaştık ama sizin yorumunuz da doğru; devlet insanları kasabada tutmaya çalışıyormuş gibi de okunabilir. Ama bizim niyetimiz, çocuğun heykelin peşinden gitmesini, gitmeye devam etmesini anlatmaktı.

Ümit, annesinden dinlediği hikâyelerle Lenin heykelini bir peygamber olduğuna inaniyor. Ona sarılmak istiyor. Heykel çalınınca sürekli peşinden koşuyor. Filmde de Lenin heykeli tabutun içinde çalındığı ve yolda olduğu için Ümit’i de onun peşinden kasaba dışına koşturduk.
**Soru:** Filmde Nasrettin Hoca heykeli Lenin sanılıyor. Bu, devrimci figürlerin günümüzde karikatürize edilmesiyle ilgili bir metafor mu?**Tufan Taştan:** Bizim doğrudan böyle bir düşüncemiz yoktu ama sizin yorumunuz da kendi içinde mantıklı. Sanat eserlerinde bu tür çağrışımların olması iyi bir şey. Bizim için bu sahne sadece yabancılaştırma unsuruydu. Nasrettin Hoca heykeli ise aslında bir bu topraklardan arketip olarak polisin tanımaması üzerinden kurulmuştu. Ama seyircinin yaptığı yorumlar da bizim için kıymetli. Çatıdan gelen sesler ya da pencereden gördüğümüz imgelerde öyle. Polisler dışında kimse o sesi ya da görüntüyü duymuyor, görmüyor. Sesler kasıtlı olarak metaforik biçimde kullanıldı.
**Soru:** Filmde zaman ve mekân çok ilginç işlenmiş. Cep telefonları varken eski kaset çalarlar da görüyoruz. Zamanla böyle oynamanızın nedeni nedir?**Tufan Taştan:** Filmi belli bir zamana bağlamamak için yaptık. Zorla kaybetmeler ve kayıplar sadece 90’larda yaşanmadı. Sahipsiz mezarlar olduğu sürece bugün de acısı yaşanmaya devam ediyor.  Ahmet Abiler bulunmadıkça, kayıpların mezarları sahiplerine verilmedikçe bu mücadele bitmez. Bu nedenle zamanı kırmak ve farklı dönemlerden nesneler kullanmak istedik.
**Soru:** Film tiyatroya uyarlanabilir, mekânsal olarak çok uygun. Ayrıca Barış Bıçakçı’nın babası Cenan Bey sol siyasetin önemli bir ismiydi. Bu geçmişin filmde Ahmet Abi karakterine etkisi oldu mu?**Tufan Taştan:** Doğrudan öyle düşünmedik. Ama tabii ki herkes yazarken biriktirdiklerinden yola çıkıyor. Barış Bıçakçı ile çalışmak çok değerliydi. Çok iyi bir yazar, iyi bir sinefil. Bizim için tartışarak geliştirdiğimiz verimli bir süreç oldu.
**Soru:** Senaryonun ilk hali daha dış mekânlıydı. Sonra bütçe nedeniyle değişti ama bu iyi olmuş. Oyuncuların performansı çok güçlü. Ayrıca filmdeki kayıp hikâyesi, Cumartesi Anneleri’ni hatırlatıyor. Kullanılan sesler ve imgeler de çok başarılı. Ama yine de sanatçının elinde yorumlara dair bir sınır kümesi olmaz mı?**Tufan Taştan:** Elbette olur. Biz yazarken de birkaç anlam üretiyoruz. Sesler küçük başlıyor, sonra büyüyor; bu hem dramatik yapıyı hem de sistemin çatırdamasını güçlendiriyor. Polislerin duyması da ayrı bir anlam katıyor.

Ama metaforların da belli sınırları var. Politik olarak yanlış yere çekilmemesi için dikkat ediyoruz. Yine de farklı yorumlara açık bırakmak istiyoruz. Ses örneğinde olduğu gibi: mesele “kedi mi fare mi?” değil biz başka bir şeyi anlatıyoruz.

Söyleşimizi tamamlarken, Karaburun Sanat Kampı çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi için Tufan Taştan’a teşekkür ediyoruz. Sen Ben Lenin, politik taşlaması ve Edip Cansever’in şiirsel diliyle Türk sinemasına farklı bir soluk getiren, uzun süre hatırlanacak bir film olarak hafızalarda yerini aldı.