Akşam rüzgarı tüm bedenimizi yıkıyor. İçimizi açan bir esinti, öte yandan da titretiyor bizleri. Elimizdeki bardakların sıcaklığında medet umuyoruz. Necmi Rıza, Aziz Nesin, Cengiz Bektaş’ın üzerlerinde montlar, ceketler var. Pek aldırmıyorlar esintiye. Daha sonradan öğreniyorum ki akşamleyin o tepeye çıkarken üzerimize giyecek bir şeyler almalıymışız.
Devamını OkuyunSonra ağaçların serin gölgesine serilirsiniz. Sadece böceklerin, kuşların sesleri duyulur. Bir huzur çöker ki omuzlarınıza, yumuşacık alır götürür sizi en güzel rüyalara. Rüyanızda sevdiğinizi görürsünüz aylardır yüzünü görmediğiniz. Hayırdır inşallah der uyanırsınız. Akşama bir yerlerde düğün olur mutlaka. Bir bahçeye tahta masalar konur, kablolar çekilir, çıplak ampuller takılır.
Devamını Okuyunİfadenin zihinlere hapis edildiği, cehaletin egemen kılındığı toplumlarda öngörülü, aykırı, ışığın çoğalması ve sürekliliği için düşüncelerin ifadesinin güçlüğünün farkındayım. Ancak, kötülüklerin ve savunucularının boş durmaya niyetleri yok. Amacım; insan zihninden ve yaşamından kötülüklerin kazınmasıdır. Kötülüklerin sorumlularının nedenleriyle birlikte ortadan kaldırılmasıdır. Şiddetin, dehşetin, vahşetin, kıyımların, zulmün olmadığı bir yaşam ve dünya idealinin gerçekleşmesi için gücüm oranında katkıda bulunmaktır. Ön yargılardan, yargılamalardan uzak sorgulamalarla şüphe ile yaklaşım içerisinde merakın peşinden gitmektir.
Devamını OkuyunFeyruz'un şarkıları sadece güzelliklerin anlatımı değil, aynı zamanda barışın ve umudun sembolüdür. Özellikle "Lübnanım" adlı şarkısı, Lübnan'ın uzun yıllar süren iç savaş döneminde bir ulusal marş gibi kullanıldı. Bu şarkı, ülkenin birlik ve beraberliğini simgeliyor ve savaşın getirdiği acılara karşı bir direnişi ifade ediyor.
Devamını Okuyun‘’Kentli olmak şöyle, kentli olmak böyle’’ diye televizyonda nutuklar atıyor, iyi giyimli ağzı laf yapan bir abimiz. Zapping yaparken şu hiç uğramadığım entelektüel kanallara elim gitmiş. Nece konuşuyorlarsa anlamakta zorlanıyorum. Şöyle bir düşündüm kentli olmak sorusu bana sorulsaydı ne derdim.? Abimiz kentli olmak bir kere burada doğmakla başlar dedi. Bu kritere uyuyorum anasını satayım.
Devamını OkuyunBehçet Necatigil’in “Evler” şiiri edebiyatımızda “ev” temini toplumsal değişimler ışığında insanın kabuk değişimi çerçevesinde aktaran önemli şiirlerinden sayılır. İnsanların ev ve aile temasını hangi pencereden baktıkları, aslında sokağın değişimi ve İstanbul’ın orta halli insanlarının beklentileri ve umut dünyaları üzerine dönemsel bir gezintiyi bu metinler aracılığıyla kolaylıkla yapabiliriz.
Devamını OkuyunBu nasihati dinleyen ama bir kulağından girip ötekisinden çıkartan, Pers Kralı Serhas(Xerxes) Atina’nın kuzeyindeki Yunanistan topraklarına girişin en kolay olabileceği tek geçide, evvela 5 bin askeriyle saldırır. Burası Termopylæ’dir; Ilıcalar Bölgesi…
Devamını OkuyunHer yazarın bir odası vardır. O oda; evin bir odası, kütüphanenin bir masası, sakin bir kafenin bir koltuğu… Olabilir. Kendini huzurlu, rahat ve hikâyenin içinde bulduğu yer, her neresiyse… Bu nedenle katı kurallarla hareket etmesi yazımını kısıtlayıp özgürlüğünden feragat anlamına gelebilir. O odada gerçeği aramaz veya ulaşmaya çalışmaz. Kendi gerçeğiyle yolculuğuna çıkar.
Devamını OkuyunO yıllarda daha çok mu ilgi oluyordu ne? Havuzun çevresi epey kalabalıktı. Muzaffer İzgü'ün adı yetiyordu. Benim de az sayılmayacak öğrencikerim gelmişti. Mukadder Özakman ise eski Akbaba dergisinden bilinen biriydi.
Devamını Okuyun“Dostlarla birlikte bir mecliste şarap içersen, körkütük sarhoş olma; sarhoşluk deliliktir. Sabahleyin içme, şarabı, halk uykuya çekilince iç (işret meclisleri daima geceleyin başlar). Özellikle cuma gecesi içme; hem din hem sağlık bakımlarından uygun değildir. Dostlarla şarap meclisinde buluşunca, “şarabı bol getir… çerezi ortaya dök, güzel sesli çalgıcılar hazır olsun, çünkü çalgısız şarap sohbetinin safası olmaz… Şarabın iyisini koy. Mademki günaha giriyorsun, bari eyisi yüzünden günaha gir…” (s.16)
Devamını OkuyunSıkıcı ve baştan savmamaya, etkileyiciliği ancak yapmacık olmamaya ve kendime ait bir renk tonu yakalamaya çalışıyorum. Öykünmenin sınırlarında gezinip tükenmemeye... Yaratıcı sözcüklerle buluşturup çekici kılmaya. Sorun düşüncelerimizin karmaşası değil, onun sistematik hale dönüşüp okuyucuyla buluşmasında kendimize uyguladığımız kısıtlamalardan, ön yargılardan kurtulma gücünü ve kararlılığını bulup bulmadığımızda..
Devamını Okuyun"Sağlam bir dayak yemiş gibi hissediyordum kendimi. Ağzımı yüzümü kırmışlardı sanki. Kendimce yaşadım bir şeyler işte. Bir sürü insan tanıdım. Bir sürü karar aldım. Bir sürü karardan caydım. Bir sürü hata yaptım. Birkaç başarım da oldu. Çok düştüm; kalkamadım. kalktığımdaysa bir avuç toprakla kalktım ama. Kayboldum. Kendimi buldum. Bulduğum insanla ne yapacağımı bilemedim. Kendimle uzun uzun konuştum. Kim olduğumu daha iyi anladım. "Sevmiyorum." dediğim bu insanı sevmeye bile başladım."
Devamını Okuyun