Kendi düşünce dünyasında ne Dostoyevski’yi manipüle etmiş ne de bulunduğu konumdan ayrı düşmüş. Tam olarak bir Dostoyevski okuması hissi vermeyen “Petersburglu Usta” romanı, Coetzee külliyatının en ilginç kitabı olarak hafızamda yerini aldı. Fırsat verilmesi dileğiyle.
Devamını OkuyunHayata, yaşamaya, kötüye, iyiye ve her şeye rağmen güzel bir gün geçiyor hayatımdan. Bir günün, 65 yıllık bir ömürden farkı yoktur. Onun tadı, anlamı, o güne bakıştadır. Ona ve kendine saldırmak, öfkelenmek, üzülmek, o günü yaşamamış olmaktır; her ne olursa olsun. Çünkü gün, sadece o belirli duygulardan ibaret değildir, o bir günü öyle anmak senin tercihindir.
Devamını OkuyunDaktilo Nebahat kitabında ‘merhamet’ kavramını sorgular. İlkbaharın; coşku, umut yenilenme, harekete geçme, aşık olma duygulanımlarını devindirici gücünü katarak yarattığı öykü kahramanları erik çiçeklerinin konfeti yağmuru gibi yavaşça üstümüze yağarken, merhamet-merhametsizlik çelişkisinde okuru da kapıldığı rüzgara eşlik etmesi için davet eder.
Devamını OkuyunMahur Kirpikler ve Ölüm şiirinde, ölüm gerçekliği bütün somutluğuyla gündemdedir. Ölüm, kaçınılacak, korkulacak bir gerçeklik değil; kabûllenilmesi gereken ve hayatın uzantısı bir süreçtir. Şair ölüme o kadar âşinâdır ki, ondan kaçmak bir kenara, onu çağıracak kertede yüreklidir. Şiirin sonuna doğru dedikleri bunun kanıtıdır:
Devamını Okuyun“Benim için en önemli şey şiirdir. Ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur. Hayatıma vermek zorunda olduğum yanıtların en önemlisidir aynı zamanda.” Füruğ Ferruhzad’a ait bu satırlar şairin yaşadığı dönemin gerçekliğinden bağımsız okunduklarında tam anlamıyla kavranamayacak bir derinliğe sahipken aynı zamanda onun kısacık ömründe sergilediği kararlı duruşun beyanlarından biridir.
Devamını Okuyun15, 20 , 25 ve 35 yaşındaki ben'ler birbirine pek benzemiyordu. 15, 20, 25 ve 35 yaşındaki ben'ler de aynı şekilde sevmedi bu yüzden; ama 20 yaşındaki hatayı 35 yaşında da yapmaktan geri durmadı: aynı sevmeyi bekledi; çünkü anlamamıştı. Kendisi değişmişti ve değişecekti. Yine de aynı şeyleri bekledi kendisinden.
Devamını OkuyunŞair İlhan Berk, bir yazısında Bodrum’dan, tarihte sürgün yeri olarak kullanıldığından söz eder. “ Şimdilerde, Bodrum’a hiç kimse sürgüne gönderilmiyor. Bodrum’da sürgünü yaşayanlar, fermanlarını kendileri imzalamışlar. Daha doğrusu ‘ Gönüllü Sürgün’lerle dolu Bodrum günleri ve geceleri şimdi. Öyle bir sürgün ki Bodrum; sevgilerin masmavi haritası düşlerin mavi gözlüsü ve mavi derinliklerin çiçeği gibi..
Devamını OkuyunSavaş; insanlığın en tiksindirici, en iğrenç halidir. Hiçbir hayvanın hem cinsine uygulamadığını tasarlayarak, toplu insan öldürmenin ve öldürmeye ilişkin teknikler geliştirmenin ve bunun için enerji, emek, zaman harcamanın iğrençliği… Her savaş sözcüğünü duyduğumda haklılaştırmak için ahlâksız gerekçeler üreten baronların ve muktedirlerin aşağılık yüzlerini görüyorum. İnsan kanı üzerine inşa edilen, kurulan, kazanılan hiçbir zafer mutluluk getirmez, acılardan başka…
Devamını OkuyunKim ne derse desin, eleştirmenler, özelde edebiyatın (genelde sanatın) üvey evlâtlarıdır. İki kez ikinin dört ettiği kadar kesin bir gerçektir bu. Şairler/ yazarlar (sanatın hangi dalında olursa olsun, eser verenler) veya kendilerini şair/ yazar (sanat insanı) zanneden birtakım yeteneksizler, eleştirmenleri, bitleri kadar, günahları kadar sevmezler. Överseniz, olumlarsanız, mesele yok. Kupkuru bir teşekkürle yetinir çoğunluğu (aralarında kuşkusuz değerbilir davrananları da var).
Devamını Okuyunİnsanlık karanlık, bugün karanlık, gelecek için de iyimserlik yok. Toplumsal bir varlığa dönüştüğünden itibaren geçen binlerce yılın sadece yüzde üçünü şiddetsiz, kansız, ölümsüz, savaşsız geçirmiş bir gözü dönmüşlükten söz ediyoruz. Ölüm makinelerini; denemelerle her geçen yıl, her geçen yüz yıl korkunç denilen boyutta geliştiren ve uygulamaktan çekinmeyen acımasız, vahşi bir varlıktan söz ediyoruz.
Devamını OkuyunBir dergide “en çok sevdiğiniz şairler kimlerdir?” sorusunu, “şairleri sevmem, şiirleri severim” diye yanıtlamıştım. İlk görünüşte fazla tepkisellik kokan bir cümledir bu. Ancak acı bir gerçeği dillendirsin diye öyle dedim. Şüphe yok: Şiirlerini kişilikleriyle örtüştürmüş, estetiksel yaratımlarının yanına vicdanî yansımalarını koymuş şairler de tanıdım ben. Metin Altıok, Behçet Aysan (Metin Âbi, Behçet Âbi) bunların başında gelir. Haydar Ergülen’i, Ahmet Erhan’ı, İhsan Deniz’i de eklemeliyim. Var tabii, daha var. Gelgelelim, devede kulak değildir sayıları.
Devamını OkuyunBu kırmızıya boyanmış yüzyıl marşlarıyla çınlayan dünyada, ev halkını başımdan kışkışlamış, ben ve klavyem, Cumhuriyetin birinci yüzyılının tadına varmak asıl niyetim. Dimdik sandalyemde, nefes almadan içimdeki kendi filmimin fragmanından aslına geçiyorum.
Devamını Okuyun