“Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının Tanrım,/ Ulaşılmazdı,/ Sen sarılmak istesen ona,/ O sana sarılmazdı./ Ne çok dikenin vardı Tanrım!/ Ne çok isterdim,/ Sana sarılamazdım./ Ve şöyle derdim o zaman:/ Ah!” (Didem Madak)
Devamını OkuyunÖnsöz: İlk baskısı 1953 yılında yapılmış bir dispotik bilimkurgu (sciencefiction) romanı. Elimdeki kopya İthaki Yayınları’nda 25. baskı. Sinemaya da farklı zamanlarda iki kez uyarlandı. Yazarı Ray Bradbury (1920-2012) de ABD’de çok gözde bir yazarmış zamanında. Stephen King ve Neil Gaiman gibi ustalar ondan esinlenmiş. Yani fantezi, korku ve bilimkurgu edebiyatına damgasını vurmuş bir yazar. Mars Yıllıkları, Resim Adam ve Sonbahar Ülkesi gibi unutulmaz yapıtlar bırakan bir yazar.”Uygarlığa yön veren toplumsal meseleler ile modern insanın bireysel sorunlarını bir arada işleyebilmesi ve insanın ruhunu donduran öyküleri eşsiz bir sıcaklıkla kaleme alması Bradbury’nin en önemli özelliği oldu.” Kitabın başındaki bu değerlendirme konusunda, başka yapıtlarını okumadığım için itiraz edemem.
Devamını OkuyunYazımızın ana başlığı olan ve günümüz dünyasının kapitalizm merkezli değerler dizgesi sonucu yaşanan kültürsüzleşme olgusu, aslında başka bir adıyla kimliksizleşmenin zorunlu sonucu olarak, bugünün insanına yeni bir varoluş alanı sunmaktadır. Özellikle sanatın ve yaratıcılık alanlarının sistem içi değerlerle kuşandığı, amaçsız, öğretisiz ve ruhsuz kılındığı bugünün dünyasında, felsefe yeni bir yok oluş felsefesidir. Kapitalizmin tüketim eksenli öğretisinin kuşkusuz sanatın “işlevsiz”, “avangart”,“postmodern” bir yönelim içinde bulunmasıyla çelişki içinde olduğunu varsaysak da temelde bu işlevsizlik aslında kapitalizmin yeni bir dönüştürme görevine aracılık etmektedir. Aydının, yazarın, gazetelerin köşelerini dolduran birçok kalemin sistemin “yeniden” üretilmesine dolayımlı bir yardımı, kalabalığın sorunları toplumsal gündemi dışlayarak ortaya koydukları kolaylıkla fark edilebilir.
Devamını OkuyunAhmet Büke’nin öyküleri, özellikle İzmirli okurların ilgisini çeker yıllardır. Çıplak bir dil, kısa cümleler; kıvrak, zaman zaman ironik bir anlatım. Kimileyin sert gerçekçi, kimileyin fantastik hatta groteks bir kurgu, bir dünya. Zekice eğretilemeli cümlelerle okuru sarsar: “Bütün ölülerimi size oturup anlatamam. Bunun yerine sonsuz şimdiyi bırakıyorum. Yeniden başlayabilmek için buna mecburum.” (Kumrunun Gördüğü, Sarı Rüya Defteri öyküsünden, 2010, Can Y.)
Devamını Okuyun‘Arkadaşımın Evi Nerede?’, ‘Ve Yaşam Sürüyor’, ‘Zeytin Ağaçları Altında’, ‘Ten-On’, ‘Kirazın Tadı’, 'Rüzgar Bizi Götürecek’ gibi filmlerinde yaşamın değeri, varoluş, yaşam ve ritüeller, şiir ve doğa bağlamın fotografik, metaforik bir anlatım diliyle sunulmuştur. Sinema İran’ın kapalı toplum modeline inat dünyaya açılan bir pencere görevini üstlenirken sözünü ettiğimiz bu metaforik öğe şiirle sinemanın uzlaşması olarak da düşünülebilir. ‘Rüzgar Bizi Götürecek’de dolambaçlı yolda köyün doktoruyla scooterla yapılan yolculukta yaşam ve evren sorgulaması Ömer Hayyam'ın dizeleriyle yansıtılır. Yol boyunca şu dizeler duyulacaktır bu dolambaçlı yolda.
Devamını OkuyunRus edebiyatının önemli isimlerinden olan Gonçarov, Oblomov eseriyle hem toplumsal hem psikolojik bakımdan bir eser ortaya koymuştur. Toprak yönünden köleliğin kaybolduğu Rusya’da Oblomov yeni düzene alışamamıştır. O, geleneğine bağlı bir karakterdir. Ancak bir gün refah yönünden rahat yaşamını bırakıp Petersburg’a gider. Eski düzen ile yeni düzen arasında sıkışan Oblomov’un akabinde ruhunda oluşan psikolojik temelli buhranlarla kendi bedeni bile ona yük gelmeye başlar.
Devamını Okuyunİnci Enginün’ün ifadesiyle Sadri Ertem metinlerinde yeni kurulan bir devlette yeni ortaya çıkan sınıfları savunmaya çalışırken, son derece mekanik ve şematik bir şekilde sömüren/sömürülen işveren-ağa/köylü-isçi ilişkisinin aktarıldığı dile getirilmiştir (Enginün, 2006: 285). Marksist öğretiden yola çıkarak bir anlamda öykülerini, söz konusu sınıflar arasındaki mücadelenin aracı sayan yazarın burjuvanın, ağanın, yabancı sermayedarın karşısına proletaryayı, geniş halk kitlelerini koyduğu kolaylıkla dile getirilebilir.
Devamını OkuyunYaşayışı, kaleme alışı bir karşı koyuş olan Vüsat Bener’in son öykü kitabı Kapan’da ölüm gerçekliğinden kaçışı yaşam eliyle gerçekleştirdiğini görüyoruz. Yaşamayı tercih edilen değil, ölümü tercih edilmeyen olarak gösteriyor bize. Seçki Palto adlı öyküyle başlıyor. Edebiyatın cilvesindendir ki öykü şu girizgâh ile başlıyor.
Devamını Okuyunİçimizdeki şeytan nedir? Şeytan ve nefs kavramları çoğu kez görece ve öznel değerlendirmelerle dile gelmiştir. Sabahattin Ali'nin bu romanında da bu kavramsal hesaplaşma yazarca yansımaktadır.
Devamını OkuyunToplumcu gerçekçilik, Fransızca’daki “realisme socialiste” terimi sosyalist realizm olarak çevrilmektedir. Kolektivizm, yoktan var edilmiş bir akım değildir.Toplumcu gerçekçilik, akımında sanatın toplum açısından işlevsel olması gerektiği düşünülür. Toplumcu edebiyat ile toplumsal edebiyat arasında bariz farklar vardır. Toplumcu edebiyat Marksizm’i katı şekilde benimseyen Marksist bir edebiyat olup toplumsal edebiyat ise Marksist değil toplumsal sorunlara yönelen kısmi Marksist bir edebiyattır. Kültür ve sanatın eşdeğerliği bağlamında Suat Derviş'in bu metni bugünün kadınlık algısı ve kimi 'genel ahlak' bağlamlı tartışmalara da yol gösterici olabileceği aşikardır.
Devamını Okuyun18 Mayıs 2009 Haziran'a günler kala, ilk yazın gün doğumunda, bir mayıs sabahında. Halk insanı, bilim insanı Cumhuriyetin kuruluş felsefesine ve Atatürk devrimlerine koşulsuz inanan Sevgili Türkan Saylan Hocamıza veda ettik.
Devamını Okuyun20. yüzyılın elbette en büyük roman ustalarından biri sayılan Kafka, yazdıkları kadar yazdıklarının yaşamıyla oluşturduğu ilintiler açısından da önemli bir isim olagelmiştir. Praglı yazarın kentle kurduğu bağın ve yaşadığı sokak, okuduğu okul, baba figürü ve içindeki öfkeyle içkin olan anlatı dilinin kaçınılmaz sonucu olarak Dava, Dönüşüm, Amerika gibi temel yapıtlarında yazar-anlatıcı bağı okur adına daha da önemli hale gelmiştir.
Devamını Okuyun