Gecenin sessizliği vardı. Dışarıda sağanak yağmur yağıyor, gök gürültüleri etrafı inletiyordu. Sokak lambaları yanıyordu. Hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi yürümeye devam etti. Üstü sırılsıklam olmuştu ve hastaydı. Parka girdi, bankın ıslak olduğuna aldırmadan oturdu. Sanki hiçbir şey hissetmiyordu.
Islanan saçları yüzüne yapışmıştı ve su damlaları düşen bir paltosu vardı üzerinde. Hayatta yaşadığı zorluklar onu bu hâle getirmişti. Bankta otururken çaresizliğini, ne yapabileceğini düşünüyordu.
Gecenin sessizliği ona hem bir sığınak hem de bir ağırlık gibi hissettiriyordu. Yağmurun sesi, etrafındaki tüm düşünceleri bastırıyor; içindeki fırtınayı dindiremiyordu.
Bankta biraz daha yayıldı. Paltosunun omuzlarından süzülen damlalar,
soğuk bir çizgi gibi boynuna kadar ilerledi. Titredi. Bunun üşümekten mi yoksa içini saran sıkıntıdan mı olduğunu anlayamıyordu.
Parkın loş ışıkları, yağmurun altında neredeyse buğulanmış gibi titriyordu. Ağaçlar uzun bir gölgeye dönüşmüş, sanki onu izliyordu. Kendisini ilk defa bu kadar yalnız hissediyordu.
Uzaktan hafif bir ses duydu. Önce yağmurun sesi olduğunu düşündü. Ama sonra tekrar geldi; ıslak bir yerde ezilmeyi andıran bir çıtırtı…
Ardından derin bir nefes alma sesi. Sanki birisi karanlığın içinde onu gözetliyordu.
Başını kaldırdı, dikkatle baktı. Parkın girişine yakın bir yerde bir ışık yansıması gördü. Bir gölge vardı. Kıpırdamıyordu ama varlığı, boşluğun içindeki bir çizik gibiydi. Rüzgâr yavaşça yön değiştirdi ve kısa bir anlığına o gölgenin ucundan bir paltonun kenarı göründü. Ardından yine karanlığa karıştı.
Kalbi hızla atmaya başladı. Çok merak ediyordu.
Ne olduğunu bilmediği bir şeyin ona yaklaştığını hissediyordu.
Bu gece, sadece yağmurla değil, kaderiyle de yüzleşeceği bir geceydi sanki…