Bir süredir şu an bulunduğun noktaya nasıl geldiğim üzerine düşünüyorum. Yaşam benim için bir yolculuk; en azından ben öyle görüyorum. Bu yüzden onu hep bir ırmağa benzetirim. Denize kavuşmak isteyen bir nehir misali durmadan ilerliyorum.
Devamını OkuyunEvet, sonunda anahtar elimde, 15 gün süreyle tek başına kalacağım bu yazıevinde kendimi tamamen yazmaya adayacağım bir ortamdaydım. Yurt içinde ve dışında yazarların konuk edilmesi uygulamasının pek çok artısı var.
Devamını OkuyunBir insan neden yurtsuz kalır? Yurtsuzluk köksüzlüktür. Yurtsuzluk yetim kalmaktır bence. Yurtsuzluk yabancılaşmaktır. Bu gezegende üç yüz milyondan çok insan yetim… Gözlerini açtıkları anne kucağından uzaklara savrulmuşlar istekleri, rızaları dışında.
Devamını OkuyunGilbert ve Gubar'ın "Çatı Katındaki Çatlak Kadın" kitabı, kadın yazarların 19. yüzyıldaki edebi tahayyülünü ele alarak, edebiyat tarihini feminist bir bakış açısıyla yeniden yorumlamayı amaçlar. Bu eser, edebiyat evinin çatı katına kapatılan kadınları keşfederek, kadınların edebi alanda maruz kaldıkları baskıları ve bu baskılara karşı direnişlerini ortaya koyar.
Devamını OkuyunŞiddetli gök gürültüsü hepimizi istemsizce kendine baktırıyor. Ardından gelen uzun atımlı şimşek parıltıları gecenin ıslak geçeceğinin işareti. Yağmur damlaları ile kar kristallerinin kavgasını izliyoruz havada. Kâh kristaller kazanıyor, kâh damlalar ama mevsimin erkenliği kar kristallerinde güç kaybına neden oluyor.
Devamını OkuyunSiberpunk, bilimkurgunun yüksek teknolojiyle düşük hayat standartlarını harmanlayan bir alt türüdür. Bu alt türün ilk örneğini veren kişi ve eser hala daha tartışmalara neden olsa da türün ilk eserini William Gibson’ın Necromancer adlı eseriyle verildiği kabul edilir.
Devamını OkuyunPeride Celal’in Melahat Hanımın Düzenli Yaşamı (1) isimli öykü kitabı ilk defa 1999 yılında basılmış. Peride Celal hayatta olduğu süre boyunca geçinebilmek için her gün öykü yazmış bir kadın yazar.
Devamını OkuyunLeyla Erbil, Ayla Kutlu, Adalet Ağaoğlu ve bildiğimiz değerli kadın yazarlarımızın ardından gelen kuşaklar nicelik ve nitelik yönünden edebiyatımıza ciddi katkılar yapıyor. Aklıma ilk gelen adları sayabilirim: Mine Söğüt, Latife Tekin, Ayşegül Devecioğlu, Hatice Meryem, Melike Uzun, Sema Kaygusuz, Melisa Kesmez, Pelin Buzluk, Gaye Boralığlu, Seray Şahiner, Zeliha İpşir, Sibel K. Türker, Betül Dündar, Melike Uzun, Sine Ergün, Aslı Tohumcu, Aslı Erdoğan, Şebnem İşigüzel… Bunların yapıtlarındaki ana izleklerin başında erkek egemen toplumda kadınların ezilmişliği ve buna karşı itiraz gelir. Yani, ’ jan, jiyan, azadi/ kadın, yaşam özgürlük’ diyorlar.
Devamını OkuyunTahsin Yücel’in ifadesiyle “kökü kendisinde olan” öykücümüz Sait Faik Abasıyanık’ın kuşağının usta öykü ve romancısı Orhan Kemal’le izdüşümlerini; tarihsel tanıklıklarını ele almaya çalıştığımızda “Küçük insan”ın öyküsü ve “büyük insanlığın” anlatısı çerçevesinde bir paradigmayı ele almak gerekli olacaktır. Benzer tartışmayı aynı dönemde iki ozan Orhan Veli ve Nazım Hikmet ekseninde de yapabilmek mümkündür üstelik.
Devamını OkuyunKadınların ve erkeklerin “ait oldukları” mekanların toplumsal cinsiyete göre ayrışmasının sonucu olarak ev içi özel alan kadınlara ait, kamusal alan ise erkeklere ait hale gelir. Kadınların doğuştan gelen biyolojik özellikleriyle doğurganlık ve annelik ile ilişkilendirilmeleri sonucu ev içinde vakit geçirip aileleri ile ilgilenmeleri beklenir. Dış dünya, yani kamusal alan, kadınlar için “güvensiz bir alan” haline gelerek kadınların toplumsal cinsiyet kimliklerine ait rolleri sergileyebilecekleri tek alan ev içiyle sınırlandırılır. Kadınlar ev içinde hem toplumsal cinsiyet kimlikleri için tanımlanmış rollerini sergilerler hem de bu mekânsal ayrışma ile toplumsal cinsiyete dayalı iktidar ilişkileri yeniden üretilmiş olur.
Devamını OkuyunYahudi asıllı nörolog ve psikiyatr Victor E. Frankl, 1905’de Viyana’da doğar. İkinci Dünya Savaşı esnasında, Naziler tarafından ailesiyle birlikte Polonya’daki imha işlemlerinin gerçekleştirildiği Auschwitz toplama kampına götürülür. Orada annesini, babasını ve eşini kaybeder. İnsanın Anlam Arayışı’nda, kampta başından geçenleri, hayat mücadelesini ve kurucusu olduğu Logoterapi’nin ilkelerini kaleme almış yazar.
Devamını OkuyunFirdevs, daha küçük yaşlardayken sormuştu o soruyu kendine: ”Ben kimim?” İbni Haldun’un ‘coğrafya kaderdir’ sözünü, bu sözün yanına iliştirmek yerinde olurdu. Firdevs, yaşadığı coğrafyada ve o coğrafyanın, tutucu, baskıcı ve kadınların geri planda bırakıldığı, yok sayıldığı bir kültürde yaşıyorken, bu ‘ben kimim’ sorusunu sorması kaçınılmazdı.
Devamını Okuyun