Öncelikle önemli bir tartışmanın karşıt iki ucu olarak görebileceğimiz Doğu ve Batı kavramlarının tarihsel bir ayrışmayla ilişkilendirilmesi gerektiğini görmemiz gerekir. Bu tarihsel ayrışma belki bir bilinç ayrışması ya da Batı'daki ekonomik düzenin belli bir sermaye gereksinmesi sonucu yüzyıllarca sömürge pazarları üzerinde konumlanmasından kaynaklanan bir tarihsel ayrışma olarak karşımıza çıkıyor, ancak elbette sonuçları aydın için değişen kimi kriterleri veya değer ölçülerini de yaratıyor.

Alvin W. Gouldner’in “Batı Sosyolojisinin Yaklaşan Krizi – The Coming Crisis of Western Sociology” adlı eserini çevirirken ve çevirme işi biter bitmez, okuyuculara bu kitabın bende kalan özet izlenim ve yorumunu sunmak istiyorum.

Alman Nazi orduları Danimarka’ya girdiğinde kitabın kahramanı isimsiz genç kız, 14 yaşındayken onların arkasından böyle bağırıyor ve babasından azarı yiyordu. Kuzey ülkeleri edebiyatından beni yanıltmaz diyerek aldığım muazzam bir büyüme hikayesi şeklinde anlatımı olan naif romanı bitirdim.

Gerçekliğin yerine, çeşitli illüzyonlarla toplumdan koparılan öykü ve romanın içinin boşaltıldığı biçime, dil oyunlarına dayalı anlatıma prim verildiği günümüzde “İç Çekişlerimiz” gündelik hayatın sıkıcı ayrıntılarında boğulduğumuz şu günlerde sıradan insan çığlığını okuyucuyla buluşturuyor.

Romanımızın ana karakterinin annesi Muazzez Hanım “Evladım romanlardan bıkıp usanmadın mı, bir de tuttun şimdi romancı oldun, bu yüzden bir baltaya sap olamayacaksın!” demektedir. Dahası Mümtaz Candaş lüzumsuz insan oluşunu kendisi bile dile getirir: “Ben roman dünyasında yaşamak için her kadının öyle ya da böyle sonunda talep edeceği düzenli iş sahibi koca olamadım; mimarlığımı bıraktım, çalışmadım.”

Sonuç olarak tarihsel olayların etrafında şekillenen bu roman, karakterlerinizi derinlemesine keşfetme ve okuyucuları hem duygusal hem de entelektüel olarak tatmin etme fırsatı sunuyor okura. Üçüncü kişili anlatımın ve zamanda sıçramaların bu süreci daha da güçlendirebildiğini görebiliyoruz.

Bu nedenle “Uzaktaki Boşluk” bir tarih romanı gibi görünse de, benim için sıradan insanlar, sıradan yaşantılıklar, komşuluklar, yemekler,aşk ya da mekânların bu yoğun tarihsel akış içinde ele alındığı bir roman…

Romanın tümünde bir kasaba tablosu çizilmiş. Bazı olumsuzluklara karşın insana sıcacık, sevimli gelen bir kasaba. İnsanıyla, yaşanılan olaylarıyla, orada yaşayan insanlarıyla bir kasabaydı anlatılanlar. Yaşamda ne kadar insan tipi varsa romanda okuyucuya el sallıyor. Bildiğimiz, duyduğumuz, tanık olduğumuz kahramanlar bunlar.

Çocuk öyküleri ve romanlarıyla da tanıdığımız eğitimci yazarın bu romanını tam da "sıradışılık"var ve "anomali"nin hüküm bir coğrafyaya "samimi" ve "özgün" bir bakış gözüyle de okumak mümkün bu noktada.

"Ormanın Kalbi'' geleneksel suluboya teknigi ile yazarın resimlendirdiği ve kaleme aldığı bir çocuk romanı. Dostluğu, cesareti ve doğanın önemini cocuklara aşılamayı düstur edinen; edebiyatta ekolojist yaklaşımıyla dikkat çeken iç açıcı ve büyüleyici bir hikâye bir anlamda.

Umut Çetin’in yazıları, kimi zaman “kral çıplak” diyen bir çocuğun naifliği, kimi zaman da bir Antik Çağ filozofunun sorularıyla karşılıyor bizi. Cevapsız sorular...

Bilimkurgu Kulübü’nün yeni seçkisi; Arz Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Fihrist Kitap etiketiyle 28 Temmuz’da yayımlandı. 8 Ekim 1999 tarihinde başta bir öğrenci topluluğu iken evrimleşip ciddi bir oluşum olan Bilimkurgu Kulübü, İsmail Yamanol tarafından kuruldu.