13 Mar
13Mar

Amin Maaloufun yerinde tespitiyle Çivisi Çıkmış Dünya (Le Dérèglement du monde), uygarlıklarımızın tükendiği ve kültürel aidiyetlerin birer "ölümcül kimliğe" dönüştüğü sarsıcı bir eşiği işaret eder. Maaloufun uyardığı gibi, "İnsanlık, değerler pusulasını yitirdiğinde, şiddet bir hayatta kalma stratejisi olarak kutsanır." [1]. Bu çağda emperyalizm ve savaş, sadece coğrafi sınırların ihlali değil, insan ruhunun ve dilin en mahrem hücrelerinin sömürgeleştirilmesidir. 

Ortadoğu coğrafyasında şiddet, salt konjonktürel bir siyasi kriz ya da modern bir istikrarsızlık sorunu değil; kökleri Mezopotamyanın tozlu tabletlerine ve mitolojik başlangıçlara uzanan bir ontolojik sürekliliktir [13]. Gılgamış’ın baltasından bugünün insansız hava araçlarına uzanan bu uğursuz çizgi, tahakküm iradesinin zaman aşımına uğramayan karakterini belgeler. Savaş başladığında ilk olarak kelimeler üniforma giyer; dil, Byung-Chul Han’ın betimlediği o Şeffaflık Toplumu (Transparenzgesellschaft) içindeki gibi pürüzsüzleştirilir ve ötekinin sesini boğmak üzere birer enformasyon silahına dönüştürülür [2]. Bu kuşatma karşısında barışın yazınsal dili, pasif bir uzlaşı değil, Edward Saidin ifadesiyle eleştirinin "etik yükümlülüğünü" omuzlayan kurucu bir iradedir [3].Edward Saidin Dünya, Metin ve Eleştirmen (The World, the Text, and the Critic) eserindeki "Kültür tarafsız değildir"tespiti, barışın dilini inşa ederken sığınacağımız ilk kaledir. Said, metinlerin sadece estetik nesneler olmadığını, onların "dünyasallık" içinde var olduğunu hatırlatır [3]. Ona göre, "Her metin bir dünyaya aittir ve o dünyanın içindeki güç ilişkilerini ya onaylar ya da sarsar." Bu yazınsal duruş, kültürün iktidar bağımlılığını en derin katmanlarında deşifre ederek kültürel hegemonyanın sinsi işleyişini görünür kılar. Barışın dili, mülkiyetçi bir hırsla başlayan o ilk çatışmadan —Kabilin hıncından— bugünün jeopolitik doktrinlerine kadar uzanan tahakküm örüntülerini ifşa etmekle yükümlüdür [13].

Noam Chomsky ise Entelektüellerin Sorumluluğu (The Responsibility of Intellectuals) çalışmasında sarsıcı bir ilke koyar: Entelektüelin görevi hakikati söylemek ve yalanları ifşa etmektir [14]. Ortadoğu bağlamında bu, bölgeye yönelik müdahaleleri rasyonalize eden "demokrasi getirme" veya "istikrar sağlama" gibi retoriklerin maskesini düşürmeyi gerektirir. İktidarı Anlamak (Understanding Power) eserinde vurgulandığı üzere, iktidar her zaman kendi çıkarlarını ahlaki bir kılıfla sunar [15]. Chomskynin uyarısı nettir: "Eğer bizler, sesimizi duyurma şansına sahip olanlar, bu yalanları sorgulamazsak, dökülen kana ortak oluruz." Entelektüel, devletlerin rızayı imal etme süreçlerine direnen ve coğrafyanın kendi sesine kulak veren kişidir. Bu bakış açısı, emperyalizmin sadece askeri bir harekat değil, aynı zamanda bir "temsil savaşı" olduğunu ortaya koyar.

Ortadoğunun Kanlı Haritası: İhanet, Savaş ve Sınırlar

Ortadoğu'nun modern trajedisini anlamak, her şeyden önce bu coğrafyanın üzerinde yükseldiği "Emperyal Kurgu Hattı" ile yüzleşmeyi gerektirir. Scott Anderson’ın Arabistanlı Lawrence (Lawrence in Arabia) eserinde deşifre ettiği üzere, bugünü belirleyen "ihanet ve aldatma" üzerine kurulu sınırlar, sadece toprakları değil halkların kaderini de masa başında parçalamıştır [18]. Anderson, "Lawrence'ın trajedisi, temsil ettiği imparatorluğun vaatleriyle sahada kurduğu bağ arasındaki derin uçurumda saklıydı," diyerek emperyal yalanların altını çizer. 

Birinci Dünya Savaşı sırasında masalarda cetvelle çizilen sınırlar, halkların kalbine saplanmış hançerlerdir. Guy Laronun Altı Gün Savaşı (The Six-Day War) eserinde incelediği 1967 savaşı, bu "kırılmanın" en trajik halkalarından biridir [19]. Bu savaş, sadece bölgesel bir çatışma değil, Ortadoğu'da düzenin kaos üzerine kanla kurulduğunun ve kalıcı bir işgal rejiminin kurumsallaştığının ilanıdır.Bu yapay sınırların yarattığı kaos, Batı medyasının tek tipleştirici dili ile bölgesel gerçeklikler arasındaki o devasa çatışma alanını, yani bir "Şeytanlaştırma Ekseni"ni beslemektedir. Chomskynin belirttiği gibi, bu eksen üzerinden üretilen rıza mekanizmaları, coğrafyanın hakikatini örtbas ederek onu sadece bir "şer odağı" olarak kodlar. Bu ideolojik kuşatma, bölgeyi aynı zamanda Saime Tuğrulun Yitik Bellek kavramıyla örtüşen bir "İşgal ve Yas Coğrafyası"na dönüştürür [8]. Burası, bitmeyen yasın merkez üssü ve hafızası silinmeye çalışılan milyonların yurdudur. Entelektüel, bu haritaya bakarken sadece devletlerin stratejik çıkarlarını değil, o sınırların altında kalan insan hikâyelerini okumalıdır. Lawrence döneminden bugüne değişmeyen tek şey, büyük güçlerin yerel halklara verdiği sözleri tutmaması ve coğrafyayı bir satranç tahtası olarak görmesidir.

Modern düşünce dünyası, şiddeti genellikle uygarlığın uzağında kalmış bir tortu, bir tür "barbarlık" nüksetmesi olarak tanımlama hatasına düşer. Oysa şiddet, modernitenin dışladığı bir "arıza" değil; bizzat onun iskeleti, dili ve örtük müfredatıdır [5]. Şiddetin kamusallığı, meydanlardaki vahşi sahnelerden çekilip bürokrasinin soğuk dişlileri arasına sızdığında, artık onu bir "yaşam biçimi" yani bir kültür olarak tecrübe etmeye başlarız. Barışın yazınsal dili, şiddetin görünmez karnavalını süreçsel bir analizle durdururken, yıkımın sadece sonuçlarını değil, onu hazırlayan o devasa mekanizmayı da felç eder.

Şiddet sadece tetiğin çekildiği o son an değildir; o silahı döven küresel gölge ağlar, ölümü rasyonalize eden buz gibi bürokrasi ve yıkımı bir "imgeler şöleni" olarak pazarlayan duyarsızlaşma kültürü şiddetin asıl gövdesidir [6]. Hannah Arendt'in Devrim Üzerine (On Revolution) eserinde belirttiği gibi, "Şiddet doğası gereği dilsizdir; kaba kuvvetin başladığı yerde siyaset ve ikna durur." [6]. Barışın dili bu dilsizliğe son vererek şiddeti rasyonalize eden ideolojik kılıfları yırtıp atar. Aydının görevi, bu dilsiz şiddeti dile tercüme etmek ve onun arkasındaki bürokratik soğukluğu ifşa etmektir.

İran: Şeytanlaştırma ve Antiemperyalizm Arasında Bir Toplum

Medea Benjaminin İran'ın İçinden (Inside Iran) ve Seth Frantzman’ın IŞİD'den Sonra (After ISIS) eserlerinde görüldüğü üzere, İrana yönelik entelektüel bakış, oryantalist temsil tuzaklarına karşı uyanık olmalıdır [16, 17]. Benjamin, "İran halkı, hem dış yaptırımların kıskacında hem de içerideki katı yönetimin baskısı altında sıkışmış bir öznedir," diyerek ikili bir bakış açısı sunar [16].

 1953 Musaddık darbesinden 1979 devrimine kadar uzanan tarihsel atmosfer, dış müdahalelerin bir toplumun organik gelişimini nasıl sakatladığının kanıtıdır.İran’ı sadece bir "şer ekseni" olarak sunan dil, rızanın imalatı mekanizmasının bir parçasıdır. Ancak aydın, dış müdahaleye karşı dururken yerel gericiliğin baskılarını da görmezden gelemez. 

Gerçek bir antiemperyalizm; hem dış yıkım politikalarına hem de bölgedeki otoriter yapıların kendi sömürü düzenlerini "antiemperyalizm" maskesiyle meşrulaştırmasına karşı bağımsız bir "üçüncü yol" inşa etmekle mümkündür. İran halklarının savunulması, rejimin savunulmasıyla karıştırılmamalı; aydın, her türlü tahakküme karşı özgürlükçü bir pozisyon almalıdır.Byung-Chul Han’ın deşifre ettiği Psikopolitika (Psychopolitik) süreçleri, ötekiliği yok ederek pürüzsüz bir tüketim alanı inşa ederken, aslında küresel bir veri emperyalizminin hammadde ihtiyacını karşılamaktadır [2]. 

Savaşın dili de bu pürüzsüzlüğün bir parçasıdır; düşmanı bir veriye, savaşı bir operasyona indirger. Bu uğursuz dönüşüm, günümüzde şiddetin bedensellikten çıkıp teknolojik bir "pürüzsüzlüğe" dönüştüğü bir "Dijital Savaş Alanı" inşa etmektedir. Barışın dili, bu şeffaflık cehennemine karşı insan hakikatinin pürüzünü koruyarak, sistemin her şeyi rakamlara indirgeyen düzleştirici etkisine direnir.Ritüellerin Kayboluşu (Vom Verschwinden der Rituale) eserinde vurgulandığı üzere; "Ritüeller dünyayı ikamet edilebilir kılar," oysa dijital dünya bizi yurtsuzlaştırır. Edebiyat, o kadim anlatısal derinliği savunarak dünyayı yeniden bir yurt haline getirir. Algoritmanın öngördüğü bir "çıktı" olmayı reddetmek; barışı, verili sistemin pürüzsüz akışına bırakılan estetik bir "dur" ihtarı olarak tanımlamaktır. Bu noktada yazmak, dijital gürültünün dışında, bir direniş estetiği olarak sessizce ve inatla yaşanmalıdır.

 İnsan, algoritmanın sunduğu şeffaf hapishaneyi ancak kendi pürüzlü hakikatiyle çatlatabilir.Barışın inşası, Saime Tuğrulun işaret ettiği gibi Yitik Bellek'i geri kazanma sürecidir. Tuğrul, "Yas tutmak, sadece öleni hatırlamak değil, adaletin eksikliğini dünyaya haykırmaktır," der [8]. Savaş, zamanı keskin bir bıçakla bölerek süreklilik duygusunu yok eder. Oysa barışın dili, yitik belleği yas ve onarım yoluyla toplumsallaştırarak, travmanın sessizliğini kamusal bir yüzleşme alanına dönüştürür.Eğer şiddet, Kabilden bu yana bir mülkiyet ve tahakküm örüntüsü olarak inşa edildiyse, bu süreç pekala yapı söküme uğratılabilir [13]. Douwe Draaismanın Bellek Metaforları (Metaphors of Memory) üzerinden vurguladığı zihni savaşın işgalci kavramlarından arındırmak, barışın dildeki ilk zaferidir [9]. Yazmak, "görünmeyen seslerin" atlasını çıkararak kurbanın onurunu kamusal alana iade etmektir. Yas, bir teslimiyet değil, adaletin ilk adımıdır. Ortadoğu'da barış, ancak toprağın altındaki binlerce isimsiz kurbanın yasının tutulabildiği bir kamusal vicdanla mümkün olacaktır.

Aydının Sorumluluğu: Neden Barışın Yanında Olmalıyız?

Peki, aydın neden "tarafsız" kalamaz ve neden barışın yanında durmak zorundadır? Jean-Paul Sartre’ın Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir (L'existentialisme est un humanisme) eserinde vurguladığı gibi; "İnsan, sadece olduğu gibi değil, olmak istediği gibidir; dolayısıyla bütün insanlıktan sorumludur." [11]. Aydın için barış, sadece savaşın yokluğu değil, adaletin varlığıdır. Savaş, ilk kurbanı hakikat olan bir yalanlar karnavalıdır. Aydın, devletlerin propaganda aygıtlarına karşı hakikati savunmakla yükümlüdür. Barışın dili, Saidci bir perspektifle, "ötekini" bir düşman veya nesne olarak değil, bir özne olarak tanır. Norbert Elias’ın Uygarlık Süreci (Über den Prozeß der Zivilisation) eserinde belirttiği gibi savaş, uygarlık zırhını parçalayıp bizi barbarlığa iter [10]. 

Aydın, dili ve kültürü kullanarak bu zırhı, yani insan haysiyetini koruyan bariyerleri yeniden inşa etmelidir.Sonuç olarak barışın yazınsal dili, iktidarın gürültüsünü susturan kurucu bir pürüzdür. Kabilin taşı hâlâ havada durmaktadır; ancak o taşı yere bırakma iradesi, barışın kurucu diliyle başlayacaktır [13]. Crawford B. Macpherson’ın Mülkiyetçi Bireyciliğin Siyasal Teorisi (The Political Theory of Possessive Individualism) eserinde vurguladığı sömürücü dile karşılık, bu yeni dil müşterek yaşamın kapısını aralar [12]. Barış, kelimelerin iktidardan kurtarılıp yeniden dünyaya ve insana iade edildiği o özgürlük atlasıdır.Bu harita, sadece fiziksel sınırları değil, aydının zihninde yıkması gereken "ideolojik sınırları" da temsil eder. Edward Saidin "dünyasallık" ilkesiyle hatırlattığı üzere, barış ancak bu haritayı yeniden insan onuru merkezli çizme çabasıyla mümkündür. Dolayısıyla aydının sorumluluğu, bu dijital ve emperyal labirentin içinde Habilin sesini yeniden duyulur kılarak kelimeleri silahsızlandırmaktır. Ve bu atlası çizmek, her bir yazar için artık bir tercih değil, varoluşsal bir bedel ve soylu bir ödevdir.




Kaynakça ve Dipnotlar

[1] Maalouf, Amin. Çivisi Çıkmış Dünya: Uygarlıklarımız Tükendiğinde, çev. Orçun Türkay, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.[2] Han, Byung-Chul. Şeffaflık Toplumu, çev. Haluk Barışcan, İstanbul: Metis Yayınları.

[3] Said, Edward W. Dünya, Metin ve Eleştirmen, çev. Berna Kılınçer, İstanbul: Metis Yayınları.[4] Büyükaşık, Erinç. "Kültür Tarafsız Değildir: Edward Said ve Eleştirinin Bitmeyen Yükümlülüğü", Edwardsaidyazı.docx.

[5] Büyükaşık, Erinç. "Şiddetin Görünmez Karnavalı: Kamusallığın Çöküşü ve Kültürel İllüzyon", Şiddetin.docx.[6] Arendt, Hannah. Devrim Üzerine, çev. Yerlan Gökyay, İstanbul: İletişim Yayınları.

[7] Büyükaşık, Erinç. "Şeffaflık Cehennemi: Dijital Tahakkümün Parıltısında Hakikatin Ölümü", Şeffaflıkcehennemi.docx.

[8] Tuğrul, Saime. Yitik Bellek: Yas, Kimlik, Yüzleşme, Ankara: Dipnot Yayınları.[9] Draaisma, Douwe. Bellek Metaforları: Zihinle İlgili Fikirlerin Tarihi, çev. Gürol Koca, İstanbul: Metis Yayınları.[10] Elias, Norbert. Uygarlık Süreci I, çev. Ender Ateşman, İstanbul: İletişim Yayınları.[11] Sartre, Jean-Paul. Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir, çev. Asım Bezirci, İstanbul: Say Yayınları.[

12] Macpherson, Crawford B. Mülkiyetçi Bireyciliğin Siyasal Teorisi: Hobbestan Lockea, çev. Ali Karatay, İstanbul: Ketebe Yayınları.[13] Büyükaşık, Erinç. "Şiddetin Ontolojisi: Arkaik Arketipten Barbarlık Çağının Ortadoğusuna", Şiddetinontolojisi.docx.

[14] Chomsky, Noam. The Responsibility of Intellectuals, New York: The New Press.[15] Chomsky, Noam. Understanding Power: The Indispensable Chomsky, New York: The New Press.[16] Benjamin, Medea. Inside Iran: The Real History and Politics of the Islamic Republic of Iran, OR Books.[17] Frantzman, Seth J. After ISIS: America, Iran and the Struggle for the Middle East, Gefen Publishing.

[18] Anderson, Scott. Arabistanlı Lawrence: Savaş, Yalan, Emperyal Budalalık ve Modern Ortadoğu'nun Yapılışı, çev. Ali Cevat Akkoyunlu, İstanbul: Timaş Yayınları.

[19] Laron, Guy. The Six-Day War: The Breaking of the Middle East, Yale University Press.

Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.