“Ah uçur şeyhim beni, uçur istediğin yere.” O bildiği şarkı gibi mırıldandı bir iki defa bunu. Sakalını sıvazladı uçak kabininde bulutları izlerken. Allah’ım şu yarattığın gök kubbede, bulutların üstünde uçmayı bu demir kuşla nasip ettin ya, başka ne dileyeyim senden diye mırıldandı. Tespihiyle Allah’ın adlarını sıralıyordu uçak türbülansa girdiğinde. Korkuyordu zaten şu tayyare denen şeyden oldum olası. Uçak bir iki sallanınca tedirginlikle baktı çevresine. Allah’ın hangi kuluna nasip olurdu ki şahsına özel bir pırpırla İstanbul’a gitmek. Aklına o kıpkırmızı postta otururken himmetinden, hizmetinden sual olunmaz müridlerinden, ticaret ehli Ramazan’la cuma namazını müteakip görüşeceği geldi.