28 Feb
28Feb

Kadim Döngünün Modern Sahnesi

İnsanlık, doğrusal bir ilerleme illüzyonu içinde yaşadığını varsaysa da, trajedilerimiz mitsel bir döngüselliğin esiridir. Bugünün küresel siyaset sahnesinde yankılanan savaş çığlıkları, sadece gelişmiş silah sistemlerinin veya jeopolitik stratejilerin bir sonucu değildir; bunlar, Joseph Campbell’ın "Tanrının Maskeleri" olarak adlandırdığı kadim arketiplerin, modern sekülerizm örtüsü altında yeniden uyanışıdır. Modern tiranlık, Campbell’ın mitsel "Tiran-Canavar" arketipi ile Norbert Elias’ın "Uygarlık Süreci"ndeki şiddet baskılama kuramının kesişim noktasında durmaktadır. Bu çalışma, çağın vahşetini mitsel bir "Çorak Ülke" (Waste Land) tasviri olarak ele alırken, tiranın bu çoraklığın hem mimarı hem de mahkûmu olduğunu savunmaktadır.

Campbell, tiranın ontolojik kökenini Girit Kralı Minos efsanesi üzerinden kurar. Mitolojik anlatıda Minos, Tanrı Poseidona kurban etmesi gereken görkemli beyaz boğayı, kişisel hırsıyla kendi sürüsüne katar. Bu eylem, mitsel düzlemde evrensel olanın (ortak iyi/ilahi düzen) bireysel egonun hizmetine sokulmasıdır. Campbella göre bu, "kozmik bir ihanet"tir ve sonucu kaçınılmaz olarak bir canavarın, Minotaurosun doğuşudur [1].

Bugünün tiranları, mitsel Minosun varisleridir. Topluma ait olan enerjiyi, yasayı ve "kutsalı" (adalet, barış, özgürlük) kendi şahsi iktidarlarını beslemek için gasp ederler. Tiranın elinde devlet, bir hizmet aygıtından ziyade, kendi şişmiş egosunu koruyan bir "labirent"e dönüşür. Labirentin içinde ise tiranın hırslarıyla beslenen modern Minotauroslar (militarizm, sansür, şiddet aygıtları) yaşamaktadır. Campbell’ın uyardığı gibi, tiranın "ben" merkezli dünyası, toplumun geri kalanı için nefes alınamaz bir hapishanedir.Campbell’ın eserlerinde merkezi bir metafor olan "Çorak Ülke", suyun akmadığı, yaratıcılığın öldüğü ve yaşamın mitsel bir felç yaşadığı bir durumu temsil eder. Bu durumun müsebbibi, mitsel Balıkçı Kral’ın veya iktidar sahibi tiranın ruhsal hastalığıdır. Kral hasta olduğunda, toprak da kurur [2].

Modern vahşet çağında Çorak Ülke, sadece bombalanan şehirlerle değil, aynı zamanda mitsel anlamın yitimiyle kendisini gösterir. Tiran, otoritesini korumak adına yaşamın dinamizmini dondurur. Toplumda her türlü özgünlük ve farklılık "kaos" olarak nitelendirilerek bastırılır. Elias’ın terminolojisiyle söylersek, bu durum toplumsal "otomatik denetimin" felç olmasıdır [3]. Tiranın olduğu yerde yaşam enerjisi akmaz; sadece tiranın ideolojik kanallarında hapsedilmiş durgun ve kirlenmiş bir su vardır. Vahşet, bu mitsel kuraklığın tek dışavurumu haline gelir; çünkü hayatın doğal akışını durduran tiran, varlığını ancak yok ederek kanıtlayabilir.

Norbert Elias, Uygarlık Sürecinde Batı insanının davranışlarındaki değişimin şiddetin yok olmasıyla değil, "sahne arkasına" itilmesiyle gerçekleştiğini savunur. Uygarlık, dışsal fiziksel şiddetin yerini içselleştirilmiş korkuların ve utancın alması sürecidir. Ancak Elias’ın "zırh" metaforu bugün için hayati bir uyarı içerir: Toplumsal güvenlik ağları çözüldüğünde ve korku yeniden birincil yönetim aracı haline geldiğinde, "uygar davranışlar zırhı anında kırılır" [4].

Bugünün tiranları, bu uygar zırhı parçalamak konusunda ustalaşmışlardır. Campbell’ın İlkel Mitolojide incelediği kurban ritüelleri ve kabile dayanışması, modern tiranın elinde "öteki"ne duyulan nefrete dönüştürülür. Tiran, kitlelerin bastırılmış hayvani şiddetini meşru bir "ulusal görev" veya "kutsal savaş" kisvesi altında serbest bırakır. Elias’ın "uygar" dediği insan, mitsel bir cellat maskesi takarak, bin yıllık bastırılmışlığını tiranın işaret ettiği hedeflere kusar. Bu, mitsel bir arınma değil, toplumsal bir intihardır.Mitolojik anlatılarda "Baba", düzeni ve yasayı temsil ederken, tiranlaştığında kendi çocuklarını yutan Satürne dönüşür. Campbell, tiranı "kendi sınırlarını aşamayan, egosu içinde hapsolmuş, kendi çocuklarını ve geleceğini yiyen kişi" olarak betimler [5].

Bugünün küresel çatışmaları, mitsel "Yutan Baba" arketipinin en kanlı tezahürüdür. Tiranlar, kendi ölümlülükleriyle yüzleşemedikleri için, binlerce gencin kanını toprağa akıtarak mitsel bir "ebediyet" peşinde koşarlar. Genç kuşağın yaşam enerjisi, tiranın yaşlı ve köhne ideolojisinin devamı için kurban edilir. Campbell’ın ifadesiyle, tiran artık mitsel bir koruyucu değil, yaşamın önündeki "eşik muhafızı"dır; hayatın akışını engelleyen ve geleceği kendi geçmişine hapseden bir karabasan.

Kahramanın Görevi ve Yeni Bir Mitolojiye Doğru

Vahşet ve tiranlık döngüsünden çıkış, sadece siyasi bir devrimle veya lider değişimiyle mümkün değildir. Asıl dönüşüm, Campbell’ın "Kahramanın Yolculuğu" olarak adlandırdığı bireysel ve kolektif bilinç aşamasında gerçekleşmelidir. Kahramanın görevi, tiranın elindeki gasp edilmiş boğayı geri almak değil, tiranlığın kendisini besleyen mitsel yapıyı (labirenti) yok etmektir.Tiran bizi "ben ve öteki" ayrımına hapsederken, mitsel kahraman "insanlığın birliği" sırrına ermiş kişidir. Campbell’ın Yaratıcı Mitolojide vurguladığı gibi, artık kabile tanrılarına veya yerel bayraklara değil, "gezegenin tümüne hitap eden bir mitolojiye" ihtiyaç vardır [6]. Elias’ın "bağımlılık zincirleri" olarak tanımladığı toplumsal ağlar, bugün artık tüm dünyayı birbirine bağlamıştır. Bu küresel köyde, bir yerde patlayan bomba, mitsel olarak tüm insanlığın Çorak Ülkesini daha da kurutmaktadır.

Hasıl-ı kelam; bugünün tiranları, Campbell’ın binlerce yıl öncesinden teşhis ettiği o "canavarlaşan maskelerden" başka bir şey değildir. Vahşet çığlıklarını durduracak olan şey, tiranın labirentinde kaybolmak değil, Ariadnenin ipini –yani hakikati ve evrensel şefkati– takip ederek mitsel uyanışı gerçekleştirmektir. Her tiran kendi sonunu içinde taşır; çünkü yaşam, hiçbir tiranın egosuyla sınırlanamayacak kadar büyük ve mitsel bir akıştır.


Dipnotlar[1] Campbell, Joseph. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Kabalcı Yayınevi, s. 21. (Tiranın, genel çıkarı kişisel kazanıma dönüştüren ego narsisizmi üzerine analizi). [2] Campbell, Joseph. Tanrının Maskeleri: Yaratıcı Mitoloji, İmge Kitabevi, s. 385. (Çorak Ülke metaforu ve mitsel felç durumu). [3] Elias, Norbert. Uygarlık Süreci, Cilt 1, İletişim Yayınları, s. 422. (Toplumsal denetim ve bireyin içgüdülerini dizginlemesi üzerine). [4] Elias, a.g.e., s. 423. (Dışsal güvenlik sarsıldığında "uygar zırhın" kırılganlığına dair ünlü pasaj). [5] Campbell, Joseph. Tanrının Maskeleri: İlkel Mitoloji, İmge Kitabevi, s. 142. (Tiran-canavar arketipi ve babalık figürünün bozulması). [6] Campbell, Joseph. Batı Mitolojisi, İmge Kitabevi, s. 463. (Geleceğin yeni ve evrensel mitsel motifleri üzerine sonsöz analizi).

Kaynakça

  • Campbell, Joseph. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu. Çev. Sabri Gürses. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2010.
  • Campbell, Joseph. Tanrının Maskeleri I: İlkel Mitoloji. Çev. Kudret Emiroğlu. Ankara: İmge Kitabevi, 1992.
  • Campbell, Joseph. Tanrının Maskeleri II: Doğu Mitolojisi. Çev. Kudret Emiroğlu. Ankara: İmge Kitabevi, 1993.
  • Campbell, Joseph. Tanrının Maskeleri III: Batı Mitolojisi. Çev. Kudret Emiroğlu. Ankara: İmge Kitabevi, 1992.
  • Campbell, Joseph. Tanrının Maskeleri IV: Yaratıcı Mitoloji. Çev. Kudret Emiroğlu. Ankara: İmge Kitabevi, 1994.
  • Elias, Norbert. Uygarlık Süreci I: Batılı Dünyevi Üst Tabakaların Davranışlarındaki Değişmeler. Çev. Ender Ateşman. İstanbul: İletişim Yayınları, 2000.
  • Descola, Philippe. Doğa ve Kültürün Ötesinde. Çev. İsmail Yerguz. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2013.
Yorumlar
* Bu e-posta internet sitesinde yayınlanmayacaktır.