
İnsan zihnini en çok meşgul eden meselelerden biri yokluk ve pedofili konuları olarak karşımıza çıkıyor. Bu konular genelde görülmesi toplum nezdinde ve insan zihninde inkâr, kabullenememek ya da dönüştürmek, ıslah etmek istenilen alanlar olarak; genelde hassasiyet taşıyan ve sömürüye de açık alanlar olarak değerlendirilebilir. Toplumsal travmaların en derininde insan zihnine batan, acıtan ve kolay kolay nerede olduğu kestirilemeyen; belki uzun analizler sonucunda gün yüzüne çıkabilecek, ağırlığı ona keza yıkıcı bu alanlarda insan kendini çoğunlukla çaresiz ya da suçlu da sayabiliyor.
Türkiye’de Adalet Bakanlığı resmî verileri:
2014 yılından sonra açılan dava ve yaşanan vakaların belirgin bir şekilde arttığı gözlemleniyor.
Kaynaklar: Stockholm Center for Freedom, Duvar English, Hürriyet Daily News, Zaman Australia, Anadolu Ajansı (yapay zekâdan alındı) vb.
Ve yine Anadolu Ajansının verilerine göre her yıl 180 bin çocuk suça karışıyor. Kapitalist sistemin insanlık doğasına olan aykırılığına başka dayanaklar gerekli mi diye düşünüyorum. Ya uzun saatler sadece hayatta kalmak adına sömürgeci düzenlere biat edip var olacağız ki —o platformun da aşırı yüklü, dar bir zemin olduğunu, kaygan ve rekabetçi, imkânsıza yakın bir halde olduğunu düşünürsek— gençlerin kısa yollar icat etmesinin kaçınılmaz olduğu gerçeğinden kaçamayız. Sistemin dayatılması ve tolere edilmemesi de ayrıca bu kırılmayı derinleştiriyor. Cinsel konuların tabu, yasaklı, maddi külfetli oluşu gibi etmenlerle düşünürsek de cinsel merakın ve açlığın da kısa yollarını; tecavüz ve pedofili gibi sapkın yollara çıkıldığı sonucunu görürüz. Toplum tahlilinin özeti; bozuk düzeni doğru tartmak için biraz çıplak bir bakış ve bilim gerekli. Ama objektif bir bakış olmalı.Peki, her zaman gaspçı, zorba ve kapitalist acımasız dünyalar hep kötücül sonuçları mı yaratır? Hâlâ bazı noktalarda kısa yolları icat etmeyen insanların hatırına, Karga Yumurtası filminden söz etmek istiyorum. Paranın insan yaşamında kendi hakikatine sızamadığı, paranın giremediği yerler... İki kardeşin hayata sadakatine dikkat çekmek istiyorum.
Benzer dikkat çeken konuları genelde Abbas Kiarostami’den izlediğimiz insan hikâyeleri gibi bir yapım. Sistemlere kısa devre yaptıran şey genelde bir çocuk bakışı gibi. Fakat bu sefer hikâye Hindistan’dan geliyor. Yönetmenliğini M. Manikandan’ın yaptığı bu filmde; iki yoksul kardeşin sadece yeni açılan bir pizzacı dükkânından iki dilim pizza yiyebilmek için uğraş vermelerini konu alıyor. Hayatlarını karga yumurtası toplayarak kazanan bu çocuklar uzun yolu tercih ederken; sadece içlerinden geldiği gibi ve suçun ağırlığına kalmadan da bir hayallerini gerçekleştirebileceklerini göstermiş oluyorlar. Yokluk manzaraları olan filmde yoksulluğun genelde yadırganmayan bir akışı var. Toplumun tüm çarpıklığı, dünyanın çarpık düzenlerinin eğri çizgisini; Hindistan’ın banliyölerindeki yorgun yetişkinleri, yalın ayak Hintli çocukları bir sinematografi akışıyla tümden görebilirsiniz. Küçük hanelere sıkışmış insanlar; banyosuz, tuvaletsiz, ağır kokulu bir yoksulluğu paylaşıyorlar. Orada yadırganan tek şey, yoksul bir mahalleye ünlü birinin bir pizzacı dükkânı açması.
Filmde iki kardeşin orta sınıftan çocuklarla konuştuğu sahne, sınıf ayrımını resimliyor. Demir parmaklıklar, daha tepede duran park ve aşağıda iki kardeş... Hatta çöpten pizza dilimi verirler; çocuk kabul etmez. Kamera çoğunlukla çocukların hareketlerini takip eder; bu, onların enerjisini ve hayata bağlılığını vurgular. Yoksul mahallelerin canlı renklerle işlenmesi, çocukların umut dolu bakışını destekler. Filmde aynı zamanda yeşil alan tahribatı, gözle görülür çarpık betonlaşma dikkati çeker. Çocukların dünyasında ise ağaç, karga yumurtası yiyebilmek anlamına geliyor. Mesele dolaylı yollardan McDonald's kültürü dayatmasına da mesajlar iletebilmesidir. Çocukların o dar dünyasında yeni bir şey olan pizza, onlar için büyük bir hevestir. Annelerinin yaptıkları pizzayı bile beğenmezler. Filmin devamında çocuklar kömür satarak istedikleri pizzaya kavuşurlar. Yerken o kadar mutlu değillerdir; aslında o kadar beğenmemişlerdir.
Kefernahum
Film Çalışması
Sinematografik Okuma
Kefernahum’daki karakterler gerçekten fazlasıyla eğitimsiz, bağnaz ve kendi yoksulluk döngülerine hapsolmuş bir çevrenin temsilcileri. Bu durum, Zain’in çaresizliğini daha da derinleştiriyor; çünkü çocuk hem aile içinde hem de toplumda duyarsızlıkla karşılaşıyor. Zain’in açtığı dava aslında yalnızca ailesine değil, tüm topluma yöneltilmiş bir suçlama. Film, bireysel bir hikâyeyi evrensel bir eleştiriye dönüştürüyor.
Topluma Yöneltilen Mesaj
Günter Grass’ın romanından filme çevrilen Teneke Trampet filminde de yine çocuk, savaş ve suçluluk duyguları başroldedir. Filmin bir yerinde yine pedofili ve erken yaşta, babası yaşındaki birinden hamile kalan bir genç kız vardır. Filmde çocuk karakterin yetişkinlerle kurduğu ilişkiler; özellikle cinsellik ve hamilelik üzerinden tartışmalı sahneler içeriyor. Bu sahneler, toplumun ahlaki çöküşünü ve savaş öncesi dönemdeki değerler karmaşasını simgesel biçimde yansıtıyor.
Sıfır Yılı (Germania Anno Zero, 1948) – Tanıtım ve Analiz
Roberto Rossellini’nin Almanya Sıfır Yılı filmi, İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının en güçlü örneklerinden biridir. II. Dünya Savaşı sonrası Berlin’in yıkıntıları arasında geçen hikâye; 12 yaşındaki Edmund’un gözünden savaşın toplumsal ve ruhsal yıkımını anlatır.Tanıtım
Sinematografi
Psikanaliz
Film Okuması ve Analizi
Özetle, Sıfır Yılı yalnızca bir savaş sonrası dram değil; aynı zamanda insanlığın ahlaki çöküşünü, çocuk gözünden psikanalitik bir derinlikle anlatan bir başyapıttır.
Finalin Özeti
Sinematografik Etki
Psikanalitik Okuma
Film Okuması
Sıfır Yılı finali, sinema tarihinde en sarsıcı çocuk trajedilerinden biri olarak kabul edilir.
| Film | Temel Rahatsız Edici Öğeler | Sinematografik Özellik | Psikanalitik / Toplumsal Okuma |
| Kefernahum (2018) | Çocuk istismarı, yoksulluk, aile içi şiddet, kimliksiz büyüme | Belgesel estetiğine yakın, doğal mekânlar, gerçekçi oyunculuk | Çocuğun yetişkinleşmesi, toplumun çocukları koruyamaması, sistemin çöküşü |
| Karga Yumurtası (2014) | Yoksulluk, sınıf ayrımı, çocukların hayallerinin kırılması, aşağılanma | Minimalist anlatım, doğal mekânlar, çocuk bakışı | Masumiyetin kaybı, sınıfsal eşitsizliklerin çocuk ruhunda travma yaratması |
| Teneke Trampet (1979) | Büyümeyi reddeden çocuk, grotesk imgeler, cinsel ve ahlaki rahatsızlıklar, Nazi Almanya’sı | Grotesk semboller, güçlü metaforlar, stilize anlatım | Kimlik kaybı, otoriteye başkaldırı, toplumun politik yozlaşması |
| Sıfır Yılı (1948) | Çocuğun suçluluk duygusu, baba figürünün çöküşü, intihar | Berlin’in harabeleri, belgesel estetiği, doğal ışık | Masumiyetin ölümü, Freud’un ölüm dürtüsü, savaş sonrası kolektif travma |
Şimdi, Karga Yumurtası filminde zihnimize batan şey akran acımasızlığı gibi görünmekte. Kefernahum çok daha acımasız ve her tarafıyla zihni acıtan konular; zaten trajik bir dünya. Teneke Trampet; savaş, büyümeyen, konuşmayan çocuğun gördükleri ve tanık oldukları izleyenin zihnine bir çakıl taşı olacak niteliktedir. Sıfır Yılı Edmund’un, bir çocuğun dünyaya verdiği o erişkin yanıtı zihinde bir iz bırakır. Ama Epstein bir film değildi. O gerçekten zihinlerde yara izi. Politik bir köşeye sıkıştırma ya da sadece farklı şeyler deneme adına insanlıkta bu yarayı açtılar. Umarım tekrarı olmaz.
